Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

25 Ekim 2012 Perşembe

Bir Bayram Sabahı' na Daha Uyanmak

Merhabalar,
Öncelikli olarak herkesin bayramını en içten dileklerim ile kutlar, aileniz ve sevdiklerinizin yanında geçen nice güzel bayramlar dilerim.
Merak etmeyin, şunu belirteyim; yazım kesinlikle "Nerede o eski bayramlar?" geyiği içermemektedir. :D
Sözü fazla uzatmadan sadede gelelim.
Bayramlar insanların birbirlerine karşı iyi dileklerini belirttiği, gençlerin büyüklerini hatırladığı ve onları mutlu ettği, paylaşımın, dostluğun tavan yaptığı, çocukların şen kahkaha sesleri ile sokaklarda dolaştığı bir gündür.
Bu günlerin kıymetini bilmeyenler ve bu günleri tatilden ibaret görüp, eşi, dostu, akrabasını hiçe sayarcasına tatile gidenlere diyebileceğim tek şey şu, "Biz atadan böyle mi öğrendik?".
Belki onlar doğru yapıyor ve bayramın tatil olduğunu düşünüyor.
Yada benim gibi düşünenler çok eski kafalı ve bayram ruhunu hala yaşatmaya çalışıyoruz.
Burada aslında topu siz okuyucularıma paslamak geliyor içimden, kişisel ve samimi görüşlerinizi merak etmiyor değilim. Ulaştırırsanız sevinirim.
Yazının başlığı konusunda anlatmak istediklerim var aslında.
Dün sohbetinden çok hoşlandığım bir arkadaşımla mesajlaşıyorduk (Gerçek sohbetin yerini hiçbir zaman tutmaz tabi. ) kendisi bana bayram sabahı kahvaltı planından bahsettiğinde ona gönderdiğim cevap şu oldu. " Benim için bayram sabahı, aile ve sevdiklerinizle yaptığınız kahvaltıdır." Bu mutluluğun yerini hiçbirşeyin tutmadığını düşünüyorum.
Allah kimseyi sevdiklerinden uzakta bir bayram kahvaltısı yapmaya zorlamasın.
Bizim ailede gelenektir. Erkekler sabah namaza gider, annemde sağolsun bizim arkamızdan muazzam bir sofra hazırlar.
Erkekler eve simit alıp gelmek zorundadır bu arada :D.....
İşte bu yüzden Allah kimseyi ailesinden, sevdiklerinden ayırmasın. Bayram ruhunu doya doya yaşamayı nasip etsin.
Bir diğer bahsetmek isteediğim olay şu,
Bayram sabahı bir arkadaşımdan attığım bayram mesajına geri dönüş aldım. beni belki de bu yazıyı yazmaya iten ana sebep bu mesajdır.
Arkadaşım benim "Yenilenebilir enerji" ile ilgilendiğimi bildiği için geri dönüş mesajında şu ifadeleri kulanmış" Yeşil ve yenilenebilir bayramlar"
Burada asıl sizin dikkatinizi çekmek istediğim nokta, "Yenilenebilir Bayram" kavramı.
Bayramlar sürekli kendilerini yenileneyebiliyor, ama biz insanoğlu hiçbir zaman kendimizi yenileyemiyoruz.
İşte o zamanda şu meşhur soru ortaya çıkıyor " Nerede o eski bayramlar?" Bayram hiçbir zaman eskimedi, veya kaybolmadı. Kaybolan eskiyen, düşünce yapısı gerileyen ve birbirinden bıkan biz insanlardık.
Kıssadan hisse,
Yazımı burada sonlandırayım bugünlük.
Tekrar nice güzel bayramlar dilerim.
Kavurma yaparken ete tuzu en son atın ki et sertleşmesin :D
Afiyet olsun.
Görüşmek üzere.
Sevgiler, Saygılar.


TEKE O.

17 Eylül 2012 Pazartesi

Heroes Club Süreci

Merhaba ,
Sözü fazla uzatmaya gerek yok.
Heroes Club' ın size neler kattığı ile ilgili olarak herşeyi bu videoda bulabilirsiniz.
Başvurulara az bir zaman kaldı.
İçinizde ki kahramanı uyandırsanız iyi olur.
Hadi sizi de aramıza bekliyoruz.

https://www.facebook.com/YapiKrediIK/app_383746418363680

http://www.facebook.com/YapiKrediIK/app_383746418363680



9 Eylül 2012 Pazar

O Bir Staj Macerasıydı

Merhaba.
Bildiğiniz gibi bu blog sayfası tamamen kendi tecrübelerimi aktardığım ve sizi sıkmadan kafamdakileri paylaştığım bir alan.
Bu yüzden bugün sizlerle yine başımdan geçen bir deneyimden bahsedeceğim.
Bileniniz, bilmeyeniniz vardır,
Evet Yapı Kredi Bankası' nda Ege- Akdeniz Bölge Müdürlüğü' nde staj yapma fırsatı buldum.
Hayatımda bankacılık ile tabiri caiz ise ilk tanışmam Aralık- Ocak arasında Yapı Kredi' nin açtığı "Heroes Club" programı oldu.
Bu program sayesinde içine girme fırsatı bulduğum bankacılık sektöründe adımlarımı daha güven ile atmama yardımcı olacak bir staj süreci yaşadım.
Evet artık işin hikaye kısmını bırakalım da staj hakkında yazmaya başlayalım. :D....
Öncelikli olarak bölge müdürlüğüne adım attığım gün, Bölge müdürünün bana söylediği şey çok hoşuma gitmişti. "Seni bir stajyer olarak görmüyoruz, sen burada bizim çalışma arkadaşımız olacaksın." dedi ki sağolsun staj boyunca hep öyle muamele gördüm.
Benden bir rapor ve çeviriyle ilgili bazı işler yapmamı istediler, aldığım hafta hemen bitirmem hiç iyi olmadı. Çünkü onlar bu işleri daha uzun zamanda yapmamı bekledikleri için biraz sıkıntılı bir duruma düştüler. :D...
Kendi kendimi işssiz bırakmış oldum.
Şunu unutmayalım insanın kendine yaptığını başkası yapmıyor :D......
Bu zamanda en büyük dostum "Lync" oldu. Bir nevi messenger. burada yakaladığım "Hiro" arkadaşları işlerinden alı koymak suretiyle rahatsız ettim. Evet ettim. Pişman değilim .:D......
Daha sonra işin mutfağını görmek amacıyla şubelere gitmek istediğimi bildirdim. Burada yöneticilerim sağolsunlar hiç bir şekilde karşı çıkmadan kabul ettiler.
2 şube deneyimim oldu ve bu şube deneyiminde çalışanların çalışma ortamlarını çok iyi gözlemleme fırsatı buldum.
Kendimi övmek adetim değildir. Bilen bilir. Ama çok iyi bir gözlemci olduğumu söyleyebilirim, bu konuda stajım sürecinde de çok güzel geri bildirimler aldım.
Şubelerde  çalışma ortamı gerçekten çok farklı ve çok yoğun, bir telefon açılıyor biri kapanıyor. 2 telefonu birden idare etmek için çırpınan insanlarda gördüm.
Bugüne kadar böyle birşeyi hiç görmemiştim,
Önceden çalıştığım yerlerde de çok yoğun işler vardı fakat burası biraz tuhaf yoğundu.
Özellikle orada tanıştığım çalışanlar bana "Nasıl buldun?" sorusunu sorduklarında bu cevabı veriyordum.
Stajın bana en büyük katkısı kuşkusuz şu ki, çok güzel ve kaliteli insanlar tanıma fırsatı buldum.
Onlara sürekli sorular sorarak onların deneyimlerini kafamda canlandırmaya ve kendime bazı öğretiler çıkarmaya çalıştım.
İlk başlarda İstanbul GM' ye gidemediğim çok üzülmüştüm. Hatta orada staj yapan arkadaşlara sürekli sormaktaydım. "Bugün ne yaptınız?, Nasıl gidiyor? Orada ortam nasıl?"  gibi gibi...
Daha sonra burada yaşadıklarım onları unutturdu ve işin mutfağını görme fırsatını yakalamak beni ayrıca memnun etti.
Tabi daha burada yazamadığım çok güzel şeyler yaşadım ve çok güzel deneyimler edindim.
Staj süreci için son olarak şu cümleleri yazabilirim. Tecrübenin hiçbir zaman iyisi kötüsü olmaz.
Staj süreci için emeği geçen herkese ve özellikle Yapı Kredi İK çalışanlarına teşekkürlerimi sunarım.
Staj boyunca tanıştığım ve benden yardımlarını esirgemeyen "Ege- Akdeniz Bölge çalışanları", "Karabağlar Şubesi çalışanları" ve " Ege Şubesi çalışanları" na teşekkür ederim.
İmzmı hep "T. Orkun" olarak görmeye alıştınız. Bugün bu yazıya özel olarak imzamı değiştiriyorum
Bu arada bundan sonraki blog yazım bir hikaye denemesi olacak ve hikayemin baş kahramanının adı "Hiros" olacak.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Sevgiyle kalın.
Teşekkürler.

Orkun TEKE
Ege- Akdeniz Bölge Müdürlüğü 
Kurumsal ve Ticari Bankacılık Yönetimi
Ticari Satış ve Ticari Krediler Stajyeri




16 Ağustos 2012 Perşembe

Olimpiyat Bir Tutkudur !


Merhaba, yeni bir yazı ile karşınıza çıkmak benim için büyük mutluluk.
Asıl mutlu olduğum nokta ise yazılarımın okunduğunu bilmek.  Teşekkür ederim.
Bugünkü yazım duyurusunu önceden yaptığım gibi “Olimpiyatlar ile ilgili olacak.
Bildiğiniz gibi olimpiyat olunları geçen hafta Pazar günü son buldu ve olimpiyat Londra macerasını böylece tamamlamış oldu.
Haydi değerlendirmeye başlayalım o zaman,
Öncelikli olarak belirtmek istediğim şey Londra olimpiyatları skandal bir olimpiyat olarak benim için olimpiyat tarihine geçmiştir.
Olimpiyat dediğimiz ve merakla beklediğimiz bir organizasyona, ortaya çıkan bahis iddiaları ve güney Kore’ li eskrimci sporcunun resmen hakkının yenmesi damgasını vurdu.
Olimpiyat denen organizasyon benim için 4 sene de bir yapılan sıradan spor organizasyonlarından öte, bütün ülkelerin katıldığı, herkesin adilce yarıştığı ve dünyanın en iyi sporcularının kendi ülkelerini en iyi şekilde temsil ettikleri bir olaydır.
Bu bağlamda Londra 2012 bir skandaldır ve benim protestoma sahne olmuştur.
3 gün olimpiyatları boykot ettim: D…
Haydi, bırakalım bunları da biraz spordan bahsedelim.
Öncelikle bu olimpiyatlar bizim açımızdan rekor sayıda sporcu katılımına sahne oldu, bu çok sevindirici bir olay.
Ayrıca bizi sevindiren başka bir olay ise takım sporlarında da artık var olduğumuzu gösterebilmemizdi.
Bütün sporları sizlere ayrı ayrı değerlendirmek isterim fakat protestoma devam ederek, badminton ve eskrim sporlarından bahsetmeyeceğim.

Atletizm: Bizim için tarihe geçen yarışlar oldu. 1500 m.’ de gelen “Duble” baya sevindirici oldu. Ayrıca Usain Bolt isimli, uzaylımıdır artık ne derseni deyin ki insan olmadığı kesin, insan olan öyle koşamaz :D……. Olimpiyat efsanesi oldu.
Diğer atletizm dallarında hayal kırıklığı yaşadım diyemem zaten pek fazla ismimizin olmadığı sporlarda başarılıda olamadık. Burcu Ayhan’ ı tebrik etmek isterim. Yüksek atlamada ilk defa finalde temsil edildik.
Eyy Eşref Apak 4 sene boyunca o çekiçi fileye takmak için mi çalıştın? diye sorası gelir insanın ki cevabı size bırakıyorum.
 Isinbayeva’ nın yaşadığı şok görülmeye değerdi. 400m finalinde gözler efsane Jeremy Wariner’ ı aramadı değil. Atletizm geniş dal o yüzden sizi daha fazla sıkmak istemem.
Hıncal Uluç benim yerime bunları yazıyor zaten :D.

Basketbol: Amerika çok dominanttı. Arjantin büyük hayal kırıklığı oldu. Nedeni Amerika ve İspanya’ yı zorlamaları gerekiyordu. Gözler Türk Milli Takımı’ nı aramadı değil hani. Batum’um Navarro’ ya attığı yumrukta yakışmadı açıkçası. Final maçıyla basketbola doyuran ve olimpiyata yakışan bir maç oldu. Bu Amerika takımınında “Dream Team” ile yakından uzaktan alakası da yok bence.

Hentbol: Danimarka’ nın hayal kırıklığı olduğu ve son olimpiyat şampiyonu Fransa’ nın gene kazandığı ama kazanırken ecel terleri döktüğü bir maçtı. İskandinavların şu hentbola yatkınlıkları nerden gelir hala anlayabilmiş değilim.  Çok takip edemediğimi de söylemek isterim.

Boks: Her türlü siklette bizim için hayal kırıklıklarıyla dolu bir turnuva geçti. Çok da söylenecek bir şey yok en azından 2-3 madalya almamız gereken bir turnuvaydı.

Bisiklet: Çok takip etme şansım olmadı ama Velodrom’ da İngilizler madalyaları kolay kolay bırakmıyor idi. Tekrar yarışlarını izleme fırsatım oldu nadir olarak.

Futbol: Brezilya tam bir hayal kırıklığıydı. Geçen olimpiyattan beri çok şey değişmiş demek ki, geçen olimpiyatta finali Messi’li Arjantin ile Isaac Promise’ li Nijerya oynamıştı.
Meksika’yı tebrik ediyoruz.

Jimnastik: ABD nerdeyse bütün dallarda madalyalara ambargo koydu. P&G anneler için olimpiyatla ilgili çektiği reklam filminde de neden ABD’ li kızın jimnastikçi olduğu böylece açıklanmış oldu. Ülkemizin ilk defa temsil edilmesi güzeldi. Umarım arkası gelir.

Halter: Resmi bir hayal kırıklığı oldu. Halillere, Süleymanlara ihanettir. Konuşmak bile istemiyorum. Sanki hiç antrenman yapılmadan gidilmiş gibi.

Binicilik: İngiltere, İngiliz tayları ile dörtnala altına gitti.

Hokey: Çim hokeyi erkekler maçları değil de, bayan maçları ilginç görüntülere sahne oldu. Özellikle izlemeyenler için, Hollanda- Arjantin maçını tavsiye ederim. Ülkemizin hiç olmadığı bir spor dalı olarak olimpiyatlarda yer almakta.

Judo: Yine madalyanın hayal olduğu bir dal daha. Daha ilk tur maçlarında yenilerek veda etmemiz hoş olmadı.

Güreş: Rezillik başka hiçbirşey değil. Nazmi Avluca’ lar falan bitmişşş….

Yüzme: Lochte’ den hızlı yüzen Çinli yüzücüye ileride dikkat daha 18 yaşında ve dişi Phelps olma yolunda emin adımlarla gidiyor. Ayrıca Amerika’ yı bayrak yarışında tahtından eden Fransız takımının son yüzücüsünü de tebrik etmek gerek.  Lazslo Cesh’ e de saygılar selamlar. :D..

Kano Kürek : Gene yokuz, dolayısıyla madalyada yok. Bizim ülkemizde heralde kano- kürek yapacak su yok . Nerde bu sular ???

Tenis: Andy Murray ve Serena Williams’ı kutlamak lazım. Rusya’ nın daha fazla motive etmek için bayrağı taşıttığı Sharapova finalde direnemedi.

Masa Tenisi : Bora Wang ve Melek Hu  tam bir Tarık Langat, Polat Kemboi çıktı :D…..

Atıcılık: Bence gayet iyi sonuçlar elde ettik ilerisi için son derece umut verici skorlar alındı. Finaller kıl payı kaçtı. Kimse konuşmuyor bunlar neden acaba?

Okçuluk: Güney Kore ve Çinli sporcular akın akın madalyaya koştu. Bizde fena değildik.

Kule-Tramplen Atlama: Çinliler muazzamdı. Kesinlikle hak ediyorlar altını. Erkekler tramplen atlamada Alman sporcunun yaptığı atlayış yarışmaya bambaşka bir boyut getirdi ve Tarihin en kötü atlayışı oldu.

Voleybol:  Hıncal Uluç’un yazdığı gibi bayrağı illa Neslihan’ a taşıtmak zorundamıydık ?  Çünkü diğer gün maç vardı ve bütün voleybol takımı geçit törenindeydi. Geç saate kadar uykusuz kalmaları maç performansını çok etkiledi mi?  Tabi insan şunuda düşünüyor. O sporcular ilk defa bir olimpiyata gidiyor ve ilk defa bir seremoniye katılıyor. Ben olsam bende uyumazdım heralde :D……
Bayanlarda çok ucuz kaybettik. Altın alsak benim için sürpriz olmayacaktı ama kızlarımız o performansın yanından bile geçemedi.
Bayanlar finali Brezilya- Amerika arasında oynandı. Maça berbat başlayan Brezilya maçı tekrar lehine çevirmeyi bildi ve maçı 3-1 kazanarak altını kaptı.
Erkeklerde ise Brezilya ve Rusya karşı karşıya geldi. Berbat bir oyun oynayan Brezilya boynunda ki altını çıkarıp Rusya’ ya hediye etti. Hepsinin suratında ki şaşkınlık ilginç bir manzara ortaya çıkardı.

İşte böyle gençler.
Gene sözü fazla uzattık ama bu konuya sayfalar yetmez.
Diğer yazılarımada görüşebilmek üzere.

Saygılar,
Sevgiler,

T. Orkun




31 Temmuz 2012 Salı

İstemek ve Başarmak

Yeni yazımı beğenilerinize sunmak için sabırsızlandığım bir ana daha geldi sıra.
Hepinizi saygı ve sevgilerle selamlayarak yazıma giriş yapmak istiyorum. 
Öncelikle insanlar hayatlarında bir çok şeyi isterler fakat bunun gerçekleşmesi için faaliyet gösteren insan sayısı pek azdır. 
İşte farklılık  dediğimiz şey burada ortaya çıkmakta. 
Sizlere en somut örneği her yazımda yaptığım gibi kendi hayatımdan bir örnek ile aktaracağım. 
Bilenleriniz veya bilmeyenleriniz vardır. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı' nda staj yapmaktayım.
3 Ağustos ta nasipse stajımı bitiriyorum. bu staj süresince bir çok farklı şeyi deneyim etme şansını buldum. Gün gün anlatıp sisiz sıkmak ve yazıyı uzatmak istemiyorum. 

Staj sürecinin sonuna yaklaşırken, diğer stajyer arkadaşlarla konuştuğumuzda hep aynı konular üzerinde dönüp dolaşıklarını ve aynı şeyi yaptıklarını gözlemledim. 
Aklıma gelen şey şu idi " Acaba bir sunum yapsak, bizim gördüğümüz konulardan bahsetsem ve birbiri bilgilerimizi pekiştirsek ve bu staj süreci gerçekten amacına ulaşsa ."

Bu arada şunu da belirteyim, belki de TPAO' da yaptğı stajdan en memnun ayrılan adam ben olacağım. Çünkü her konuda bilgi sahibi olarak ayrılacağım buradan. 

Gelelim bilgilerin pekiştirilmesi olayına tekrar. 
Danışman mühendisime konuyu iletim. Bana verdiği cevap şu idi " Bunu yaparsan TPAO tarihinde bir ilk olur ve çokta hoş olur." Bana inanmıştı. Bundan sonra bana düşen onun güvenini boşa çıkarmamaktı. Asıl önemli olan şey ise istediğim bir şeyin artık somut bir durum olarak karşımda durmasıydı.

1 Hafta boyunca sunumu hazırlamak ile uğraştım. Herşey mükemmel olmalıydı. Bugüne kadar Siemens'e bile sunum yaptım fakat bu yapacağım sunum benim için ayrı bir heyecan kaynağı olmuştu.

Son kontroller yapıldı. Hava ve zemin sunum için uygundu. TPAO' nun en büyük toplantı salonu bu sunum için ayarlandı ve salonun içerisinde 30 kişi falan vardı. 

Sunuma başlamadan önce ellerimin titrediğini fark ettim: Hoşuma gitmeyen bu olayı lehime çevirmem lazımdı. Bunu da kısa bir giriş kouşması yaparak, ortama alışmaya sağlamak ile yaptım.

Sunum alıp başını gidiyordu. Net 1 saat 30 dakika sunum yaptım. Daha sonra geri bildirim faslına geçildi. Burada çok güzel geri bildirimler aldım ve bu beni çok mutlu etti. 

Yaşanan ayrı bir diyalog ise şöyleydi. 
Anakara Üniversitesi öğrencileri sunumdan sonra " Bize de fırsat verilse bizde yapardık" diye bir cümle kurdu.

Danıuşman mühendisimin verdiği cevap gerçekten çok müthişti. " Ben bu sunumu Orkun' a zorla hazırlatmadım. Fikir kendisinden çıktı ve sunumu hazırlamak için çok uğraştı." 

Cevap verememeleri ve bunu söylemeleri çıtırdan bir kıskançlık krizinin habercisiydi.

Sonuç olarak TPAO bünyesinde ilk defa bunu yapma onuru ve gururu çok şükür bana nasip oluyordu. 

Varmak istediğim nokta şu, istediğiniz takdirde ve bunu gerçekleştirmek için çaba harcadığınız zaman sizin önünüzde köstek gibi görünen şeyler destek oluveriyor bir anda. 

Siz siz olun hayatınızda hiçbir zaman " Bizede fırsat verilse bizde yapardık." demeyin. 
Çünkü o fırsatı sizin yaratmanız gerekmekte. 

Kıssadan hisse , durum bu. 

İleride ki yazılarda görüşebilmek dileğiyle. 

Sevgiler. 

Orkun TEKE 



20 Temmuz 2012 Cuma

Mutluluk

Merhaba, bu sefer yazılarımın arasını kısa tutuyorum çünkü anlatmak istediklerimi aktarmam gerektiğini düşünüyorum.
Bugün size mutluluk dediğimiz şeyden bahsedeceğim. Bir insan için mutluluk tanımı nasıl yapılır bilmiyorum, çünkü bu tanım kişiden kişiye değişen bir kavramdır.
Herkes için mutluluk tanımı farklıdır ki öyle de olmalı bence.
Bir elin beş parmağının bir olmadığı gibi insanlarda birbirinden farklı ve farklı hayatlar yaşıyorlar. Kimisi için mutluluk kolayca ulaşılabilen birşey iken kimisi için çölde ki vaha gibidir. Ulaşmak isterler fakat hep sahte mutluluklar yaşarlar :D....
Kimisi içinde ulaşılamaz bir kavramdır. Bunlar karamsar grup dediğimiz insanlardır. Mucize beklemek zorundadırlar :D.....
Burası benim bloğum olduğuna göre benim için mutluluğun tanımını yapayım sizlere :D.....
Benim için mutluluk sevmeyi ve sevildiğini bilmektir.
İnsanın insanları sevmesi kadar bu davranışının karşılığını alması da bir o kadar güzel birşey.

Bildiğiniz gibi veya bilmediğiniz gibi geçen gün benim doğum günümdü. İlk defa ailemden ayrı geçirdiğim bir doğum günü olarak kayıtlara geçti. Ayrıca hayatımda önemli bir yeri olan doğum günlerinden biri de oldu :D.....

Detaylar uzun o yüzden sizi ayrıntıya boğmayacağım. Bu arada Buz Devri 4 baya iyi bir film olmuş diğer 3'ü gibi :D..... Kesinlikle öneririm :D

Birde tutkuyla bağlı olduğum, her zaman yanımda olan ve desteklerini asla esirgemeyen ailemden ayrı bir parantezde bahsetmek isterim.




Benim mutluluğumu besleyen en büyük besin ailemdir. Şimdi diyebilirsiniz bizim içinde önemli ne olmuş. Bir şey olmamış sadece sizinle duygularımı paylaşıyorum :D....

Aile kavmı benim için çok önemlidir ve önemli olması gerektiğini düşündüğüm bir konu ve bunun için ayrı bir blog yazısı yazılabilir.

Onlardan ayrı geçirdiğim doğum günümde onlarla telefonda konuşmam ve babamın " Pastada senin için yakılan mumu ben üfleyeceğim" demesi, annemin " Sen gel bi daha keseriz pasta " ve benim " Bana da pasta ayırın" :D.... şeklinde ki diyaloglarımız benim mutluluğumu besleyen şeyler işte ..........

Tabi pasta dilimi beni beklerse daha 2 hafta beklemesi gerekecek :D... Çünkü İzmir' e 4 Ağustos' ta dönüyorum :D...

Pasta diliminin beni beklemesine gerek kalmadı bana değer veren arkadaşlarımdan Damla' nın organizasyonu ile pastamızı da kesmiş ve yemiş olduk. Bu fotoğraflar elime geçtiğinde sizinle paylaşmak büyük bir zevk olacak.

Ankara macerama geri dönecek olursak benim için mutsuz başlayan bir maceranın müthiş bir şekilde devam etmesi ve güzel bir şekilde noktalanacak olması beni ayrıca mutlu etmekte.

Değer verdiğiniz insanların size değer vermesi, ne kadar doğru insanlar ile arkadaşlık yaptığınızın açıkça ve net bir tarifi olarak karşımıza çıkmakta. Bir diğer mutluluk kaynağı da bu olsa gerek.

Mutluluğunuz daimi olsun efendim.

Bu yazı ile sizleri birazcık ilhamlandırabildiysem ve vaktinizi bunu okuyarak boşa harcadığınızı düşünmüyorsanız.

Mutluluğuma mutluluk katıyorsunuz demektir.

Saygılar , Sevgiler  !!!


Orkun T.



18 Temmuz 2012 Çarşamba

!!! Farklı Bir Bakış Açısı !!!

Merhaba, geciken blog yazımdan ötürü öncelikli olarak özürlerimi sunmak isterim.
Bu yazımda da sizlerle her yazımda paylaştığım gibi yaşadığım olaylar ve tecrübeleri paylaşacağım.
Öncelikli olarak şu ipucunu vererek başlamak isterim ki bu yazımda şahit olacağınız tecrübem benim için çok önemi ve farklı bir deneyim oldu.

Sizlere Ankara deneyimimin ilk 3 haftasını aktarmak istiyorum.
Öncelikli olarak şunu belirterek başlayayım, sonra akıllarda "Ne işin var Ankara' da?"  soruları olmasın.....:D
Ankara semalarına staj için gelmiş bulundum.

Şu anda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı' nda Proje Stajyeri olarak görev almaktayım.
Stajımız içerisinde Karadeniz Kara Sahası Projesi' nde görevlendirildim.


Staj sürecim gerçekten çok verimli ve güzel geçmekte, her gün yeni bir şeyler öğrenmek ve kendimi geliştirmek bana büyük mutluluk veriyor.
Başımızda ki mühendislerimiz TPAO' nun aksine birşeyler yapmaya ve üretmeye çalışan buradakilerden farklı düşünen ve genç yaşlarına göre elle tutulur başarılar elde etmiş insanlar. Bu tecrübelerini bize aktarmayı da çok iyi biliyorlar. 
3 Ağustos' a kadar sürecek olan stajımın daha faydalı olacağı şimdiden belli :D.....
Şimdi stajı bir kenara bırakıp Ankara' ya geri dönelim.

Ankara' da ilk haftamın çok verimli olduğu söylenemez. Emniyet Müdürlüğü' nün fena oyununa geldik..... :D....Neyse bunları da geçelim.......:D
Ankara' da gidişatı değiştiren olay bir haftalık göçebelikten sonra Cemil Hayri Durgun' un evine taşınmam oldu. O günden itibaren herşey düzelmeye başladı. En azından Ankara' dan bir an önce gitmek isterken artık şafak saymayı bıraktım :D.... Bu arada biletimi şimdiden aldım :D.....

Sizinle paylaşmak istediğim bir diğer olay ise Anıtkabir ziyaretim. Bugüne kadar Anıtkabir' e gitme fırsatım hiç olmamıştı. İnsan oraya gidince kendini bir tuhaf hissediyor ve müze kısmında ecdadının yaşadığı olayları daha detaylı gördükçe onlara olan minneti kat be kat artmaktaydı.

Müzede ilgimi çeken başka birşey ise Cumhuriyet' in ilk yıllarından sonra kurulmaya başlayan ve gerçekten faydalarını herkesin gördüğü kurumların nasıl oluyor da 40- 50 yıl içerisinde kapatıldığı ve yok edildiği gerçekten büyük bir soru işareti. ?????????????????......

O zamanlarda çekilen fotoğraflar ve belgelerde yapılan şeylerin zamanımızda ne kadar değiştirildiği ve yanlış anlaşıldığı herkesin gözünün önüne serilmekte. Tabi anlayana !!!!

Neyse, geçelim başka bir konuya koca Ankara' da gezmek için tek yerlerin alışveriş merkezleri olması da ayrıca şaşırtıcı bir konu. Her yer alışveriş merkezi olmuş koca şehirde. Birde onun üstüne binen ulaşım probleminide söylemeden edemeyeceğim.

Ankara sıkıntılı bir şehir bunu söylemek mümkün, fakat kötü vakit geçirdiğimi söyleyemem.

Son olarak bahsetmek istediğim ise, bu Ankara gezisinin benim için ayrı bir tecrübe olduğunu ve evden uzak olduğunuzda başınızın çaresine nasıl bakmanız gerektiği konusunda beni çok geliştirdiğini söyleyebilirim.

Kazandığım en büyük tecrübe ise burada tanıştığım insanlar oldu. Çünkü savunduğum tez şu " Her insan ayrı bir tecrübedir."

Aslında yazılacak şey çok ama bu seferlik böyle olsun.
Yeni tecrübeler gerçekten insanın farklı düşünmesine ve farklı bakış açıları kazanmasına yardımcı olmakta.
Korkuları ve ön yargıları yıkmak gerek, tabi başarabildiğimiz kadarıyla.

Bir diğer yazımda görüşmek üzere!
Yazı söylenen vakitte size ulaşmadığı içinde tekrar özürlerimi sunarım.
Yazıya ilerleyen saatlerde bazı fotoğraflar ekleyeceğimide belirtmek isterim.

Görüşmek üzere !
Sevgiler !
Orkun T.








7 Temmuz 2012 Cumartesi

TECRÜBE

Bugün karşınıza yeni ve akıcı olarak okuyabileceğiniz bir yazı ile çıkıyorum.
Yazım başlıktan da anlayabileceğiniz gibi "TECRÜBE" konusu ile ilgili.
Bu yazıyı yazmaya başlarken Ankara sürecinde geçirdiğim bir haftanın çok büyük etkisi oldu. Burada yaşadıklarım gerçekten güzel olduğu kadar sıkıntılı tecrübeler oldu.
Asıl savunmak istediğim tez "Sunum Becerileri Eğitimi" nde bahsettiğim
Tecrübe = Yaş + Yaşanmışlıklar
formülünden "YAŞ" ı çıkartmam ile bambaşka bir boyut kazandırmamdır.
Evet ben tecrübeyi sadece yaşanmışlıklar olarak kabul ediyorum, bunun nedeni bugüne kadar yaşadıklarımın hayatımı şekillendirdiği ve yaşanacak olaylara karşı yaşımızın ne kadar etkisiz davrandığını fark ettim.



Yazım için bulabildiğim en mizahi şey buydu :D.
İnsanlar yaşadıklarından ders almayı bildikleri zaman tecrübe kazanmış olurlar. Yaşınız ilerledikçe yaşadıklarınızdan bir pay çıkartamadığınız sürece elde ettiğiniz şey tecrübe değil sadece bir "Hiç" tir.

Tecrübe kavramı insanları tarafından ne yazık ki yanlış anlaşılmış ve anlaşılmaya devam etmektedir.
İnsanlar için tecrübe sadece yaştan ibaret bir hale getirilmiştir. Bu, bana göre yanlış bir düşünce tarzı olmakla birlikte insanların önünü tıkayan bir düşünce tarzı olarak karşımıza çıkmakta.

İnsan yaşına bakmaksızın her an bazı olaylar yaşamakta ve tecrübe etmekte. Tanıştığınız her insan sizin içi ayrı bir tecrübe olmakta. Yazımı sonlandırırken şunu da belirtmek isterim. İnsanlar tecrübelerine her daim güvenmemelidir. Bu konuda benim bildiğim en güzel anlatım Mine Söğüt' ün anlatımı;

Mine Söğüt ne kadar güzel yazmış bir yazısında ; "Siz fark etmeseniz de tecrübenin gölgesi hep üzerinizde. Bu gölge sizi bazen aşırı güneşten koruyor, bazen de güneş ışığından yoksun bırakıyor."

Evet bundan sonra top sizde :D
Yazım ve diğer yazılarım hakkında olumlu ve olumsuz her türlü geri bildirimlerinizi beklediğimi her zaman ki gibi belirtir. Keyifli bir okuma zamanı dilerim.

Diğer yazı ve yazılarda görüşmek üzere !
Sevgiler !

Orkun TEKE

21 Haziran 2012 Perşembe

Hiro' nun Türküsü !

‎! HİRO' NUN TÜRKÜSÜ !

8 Ocak' ta son buldu başvuru
Herkesin aklında aynı soru; "Ne olacak bu işin sonu ?" 
Seçici 3 soruya cevap verdik.
Vaka çalışmasına davet edildik.

Kar kış engellemez bizi
Hiroyum diyosan yıkacaksın engelleri
Zorlayıcı oldu vaka çözüm süreci
Kimisi aktif, kimisi pasifti.

3- 4 Mart herşeye milat oldu.
Herkes birbirinin suratına anlamsızca bakıyordu.
Seçilmenin vediği grur ayrı bir zevkti.
Vakada aynı grupta olanlar birbirlerini tebrik etti.

Tanışma sunumları herşeyin habercisi gibiydi.
Kariyer gelişimi ve farkındalık süreci herkesi etkiledi.
Tanışma çabaları görülmeye değerdi.
Hirolar süper yeteneklerini keşfedeceklerdi.

Kişisel farkındalık bazı sıkıntılara kurban oldu.
Herkes gelecek ile ilgili endişeyle doldu.
Ama bilmiyorduk ki bizi neler bekliyordu.
Yapı Kredi İK dzginleri elinde tutuyordu.

Hirolar sunum yeteneğiyle sınandı.
Oturumlar çok ilgi çekiciydi.
Kimi vazo, kalem sattı, kimi faks makinesi
Sunum eğitimi çıtayı çok yükseltti.

Geldi çattı merakla beklenen yaz kampı
Disko, mangal herşeye ayrı bir tat kattı.
Eğlence ve eğitim çok güzel harmanlandı.
Hirolar keyiften dört köşe olmuşlardı.

Sinerji grubu Sezen Aksu ile verdi "Ayar" ı
Hirolar mancınıkla fena sınandı.
Gece Sevimli Mustafa anı anlattı, Can Fıkra
Ne güzel söyledi Dayanamayan Birkan "Hadi arakdaşlar Sığınaklara"

Sloganımız " Biz çevreciyiz"
Hiçbir zaman kendimizi düşünmeyiz.
Hep bir ağızdan "Eto'o Bitmiş" deriz.
Paylaşımın dibine vurmak bizim işimiz.

Hiro merak eder kim var bu işin arkasında
Teşekkür etmeyi bir borç bilir icabında.
Hiçbir zaman güleryüzünü kaybetmeyen İK
Selam ve saygılar olsun sizi seviyoruz daima.



Sevgiler ! 
Orkun TEKE ! 



19 Haziran 2012 Salı

Bilgi' nin Sınırı Yok !

Evet bir diğer yazım ile karşınıza çıkmaktan mutluluk duyuyorum ve gösterdiğiniz ilgi için teşekkürlerimi sunuyorum. 

Bugün yazımda sizlere geçirdiğim muhteşem hafta sonu sürecinden ve öğrendiklerimden bahsedeceğim.
Öncelikli olarak diğer bir yazımda belirttiğim gibi ilk buluştuğumuz gün herkeste yine " Nerede kalmıştık?" havası seziliyordu. 

Akşam dürümcüde yediğimiz dürümün (Tabi dürüm bahane, sohbet şahane :D) ve sahilde yaptığımız sohbetten herkes memnundu. Herkesin yüzünden bu memnuniyeti fark edebiliyordunuz. 
Sabah İstanbul grubununda katılımıyla kadro tamamlanmış ve " Let's The Game Begin" naraları atılmaya başlanmıştı. :D

Sıra gelmişti eğitimlere, bize karşı her zaman faydalı şeyler yapmaya çalışan Yapı Kredi İK yöneticilerinin  bir kez daha bizim için muazzam bir program hazırladığı belli olmuştu. eğitim ve eğlence herhalde bu kadar kaynaştırılabilirdi. 

Eğitimler süresince grup çalışmasının önemi, elde ki imkanların kısıtlı olmasına rağmen yaratıcılık ve hayal gücü ile bu zorlukların aşılması, tahmin, ürün imal etme :D vb. bir çok konuda çok güzel eğitimler aldığımızı bütün samimiyetimle söyleyebilirim. 

İnsanın hiçbir zaman ben herşeyi biliyorum dememesi ve bilginin, sınırları çizilemeyen bir kavram olduğunu bir kez daha kanıtlamış olduk ve bunu birlikte deneyimledik. Hepimiz birbirimizden birşeyler öğrendik ve herkesin ayrı bir deneyim olduğunu düşündüğüm tezim kendi açımdan bir kez daha kanıtlanmış oldu. Arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunmayı bir borç biliyorum ve bu kadar iyi kaynaşan bir grubun yolunun çok açık olduğuna inanıyorum. 

Eğlence aktiviteleri dedim, bunlardan da bahsetmek isterim. disko partileri gerçekten çok hoştu. İlk günkü parti de ellerimize dağıtılan ziller ve teflerden sonra herkes bambaşka bir kimliğe büründü ve sosyal medyada paylaştığım gibi eğlencenin dibine vurduk :D:D.
Paylaşımım şuydu. : "Eğlencenin dibi :D" 

Ayrıca bu aktivitelere eklenen mangal gerçekten muazzamdı. Bir tek kuş sütü eksik olan bir sofra bizim için hazırlanmıştı ve bu bizi aşırı memnun etti. Ayrıca dışarıdan Survivor yarışmacıları gibi görünmemiz de ayrı bir eğlence konusu olmuştu. Ustanın yaptığı espri hala aklımdan çıkmıyor. 
"Bunlar Survivor' da ödül oyununu kazanmışlar herhalde hahahah :D:D:D " bu gülme efektleri tamamen ustaya aittir. :D........

Ayrıca eğlence sonrası yapılan teras sohbetleri de keyfimize keyif katıyordu. Orada yapılan sığınak esprisi gerçekten geceye ve kampa damga vurdu. :D... Sevimli Mustafa' nın komik olduğunu sandığı ama kimsenin gülmediği anılardan sonra ufka bakarak aslında bu komikti demesi bizleri kahka krizlerine sokmaktaydı. :D

Yazımın sonlarında esas olarak aklımdan geçen teşekkür metnini yazmak istiyorum ve bize bu imkanları sağlayanlara karşı teşekkürlerimi sunmayı bir borç biliyorum. 
Öncelikli olarak İK danışmanı görüşmelerinde söylediğim gibi, bizim arkadaşlarımız ile konuşmalarımızda bahsettiğimiz gibi Yapı Kredi İK yöneticilerinin bize karşı tutumları 3- 4 Mart sürecinde neyse bugünde oydu. Yine aynı güler yüz, yine aynı ilgi ve yine aynı samimiyet ile orada olan, olamayan bütün İK ekibi, onlara karşı olan hayranlığımızı kat be kat arttırıyordu. 

Bir daha ki organizasyonları iple çekiyorum ve daha erken olmasını temenni ederek. Kariyer yolunda belki de katılabileceğimiz en güzel organizasyonlardan biri olan "Heroes Club" ornizasyonu içerisinde yer almak muazzam birşey. Yazımı şu sözler ve alta ekleyeceğim fotolarla sonlandırmak istiyorum. 

Teşekkürler Yapı Kredi, sizlerden öğrenecek daha çok şeyimiz var. 

Teşekkürler Sevgili Heroes Club üyeleri, Sizleri tanımak gerçekten çok güzel ve yaşadığımız arkadaşlıkların uzun süreler devam edeceğini bilmek beni çok mutlu ediyor.

Bir sonraki yazılarda Görüşmek üzere ! (Fotolara bakmayı unutmayın :D )

Sevgiler ! 

Orkun TEKE
Yapı Kredi Heroes Club Üyesi - İzmir ...........:D












27 Mayıs 2012 Pazar

ÖRÖVİZYON

Merhaba !
Bugün benimde özellikle ilgi duyduğum bir alan olan ve dün sonuçlanan bir maratondan bahsedicem.
Evet doğru tahmin ettiğiniz gibi bu serüvenin adı "Eurovision"
Bu yazı benim bilgi birikimim dahilinde, bu seneki yarışma hakkında değerlendirmelerimi içericek.
(Bilgi birkimim hiç fena değildir. Kimse bilmez, büyük bir arşive sahibimdir.)
Öncelikle Azerbaycan' ın organizasyonunu çok beğendiğimi söylemek isterim.
Fazla uzatmadan yarı finalden değerlendirmelere başlamak isterim. İlk yarı finali ne yazık ki izleyemedim.
Bu yüzden fazla yorum yapamam. Ama finalde gördüğüm kadarıyla başarılı şarkılardı ve çıkması beklenen şarkılardı.
2. Yarı final sırasında şunu fark ettim, gerçekten baya zorlu rakiplerle uğraşmamız gerekiyordu. Bunlar Bosna, Sırbistan, Makedonya, İsveç (Şampiyon) gibi ülkelerdi .
Bu ülkeler arasından 5. olarak çıkmak gerçekten güzel bir başarıydı. Yarı finalde ki performanslar arasından beni en çok şaşırtan Litvanya idi. O çocuk, o şarkıyla nasıl final yaptı, anlamak mümkün değil. Ayrıca bir Ukrayna fiyaskosu da yok değildi.
Gelelim Finale. Burada tek tek değerlendirmeye başlıyorum.

Arnavutluk : Soprano abla resmen salonu inletti. Bülent Özveren öve öve bitiremedi :D 146 puan bunu haklı gösterir gibiydi.

Azerbaycan : İnsanı alıp götüren bir şarkı ve muazzam bir ingilizce aksanı ile şarkı bulunduğu yeri hak etti, daha üstü olabilirdi. Azerbaycan böyle devam ettiği sürece daha çok başarılar elde edicek gibi duruyor.


Bosna: Bosna' nın Emel Sayın' ı yarışmaya geldi. Fena değildi. Fakat bize verdiği oylar Bosna' ya yakışmadı.  Her ne kadar müzik yarışması da olsa belli kemik puanlar vardır. Bosna bu sene bunu değiştirdi.


Rum Kesimi: Hareketli bir şarkıydı. Eğer söyleyen kız yerine, sesi daha güzel başka bir kız getirebilselerdi şansları yüksek olabilirdi. Kızın sesi hiç hoş değildi. Yunanistan' da ki " IDOL" yarışmasında dereceye girmememsine şaşmamalı.


İngiltere : 77 yaşındaki yaşayan efsane nerdeyse 0 puanla bitiriyordu. Tek söyliycek birşey var . "Olmadı"


Rusya : Nineler müthişti. Özellikle Finlandiya Televote' unu açıklayan Lordi , çok güzel tanımladı. "cuttiest, prettiest, hottest". Tam uydu gerçekten. Sesleri her ne kadar az çıksada coşturdular. 1. olsalar kimse şaşırmazdı fakat çok tartışılırdı.


İtalya: Son yıllarda ki en başarılı şarkılarıydı. Hala dinlerken zevk alıyorum.


Yunanistan: Çok başarılı bir şarkıydı. Bizim motifleri taşıyan müzik ve danslar vardı. Anlayamadım, neden aşağılarda kaldılar.


Sırbistan: Başarılı ve çizgilerinde bir şarkıydı. Şaşırtmadı.


Makedonya: "Evanescense, Nightwish " tarzından bir gruptu. Soprano abla iyiydi. Puanları hak ettiler.


İsveç : Tuhaf kızımızın şarkısı çok iyiydi. Açık ara hak etti.

Romanya: Bu sene İspanyolca ve İngilizce şarkıları ile renk kattılar. Aslında şansları yüksek olarak görülmesine rağmen Norveç gibi hayal kırıklığı yarattılar.

Norveç: Yarışmanın en büyük hayal kırıklığı oldular. Nerdeyse "0" çekiyorlardı. Norveç için kabus gibi bir geceydi.  Yakın tarihte ki birincilikten sonra hiç yakışmadı gerçekten. Önlemler alacaklardır.

İspanya: Yorumlamam istendi,  Pastore Soler gerçekten iyi bir müzisyen olabilir fakat şarkı Eurovision mantığına uymuyordu. Bu yüzden oylamada aşağılarda kaldı. Ama bu en azından İspanya' nın son yıllarda aldığı en iyi dereceydi. Yayın birliği üyelerde büyük sıkıntı var.

Almanya: Hiç bir şey demiyorum bu şarkıyı seçmeleri beni dehşete düşürdü :D.....

Malta: Değişik ayak dansları hoştu. Son yıllarda finale çıkamayan Malta doğru yolu bulmaya başladı galiba :D

İzlanda: Ben beğendim ama komşuları bile beğenmemiş heralde :D....

Evet böyle bir süreçte, ne kadar siyaset desekte , hak eden bir şekilde kazanıyor bu yarışmayı. İşte herkes bundan izliyor.
Eurovision' un şifresini veriyorum. Her ülkeden 5- 6 puan falan aldığınız takdirde, siyasete falan kalmadan yarışmayı alıyosunuz.
Türkiye' ye gelince, ellerinden geleni yaptıkları belliydi. Şarkının kapasitesi ikinci beşlik bir şarkıydı. 7. lik iyi bir sonuç En azından artık standartımızı oturttuk ve ilk 7 lik şarkılar yapıyoruz.
İleride 1. likler beni şaşırtmaz.
Ama şunu unutmayın. Azerbaycan böyle devam ettiği takdirde, önceki yıllarda İrlanda ve İsveç'in yaptığı gibi yarışmaya ambargo koyabilir.
Görüşmek üzere !

Sevgiler.

Orkun TEKE


30 Nisan 2012 Pazartesi

3 Günlük Dolu Dolu Bir Süreç

Merhaba uzun bir aradan sonra tekrar yazımla karşınızdayım.
Bu yazıda sizlere  başlıktan da anlayacağınız gibi haftasonu geçirdiğim dolu dolu 3 günü anlatacağım.
Sürece 3 gün dememin sebebi Cuma saat 9: 30' a doğru gelmeme rağmen o akşamın bile dolu geçmesidir.
İsterseniz başlıyayım.
Cuma akşam gittikten sonra aslında yemek bulamamak, Özellikle Yahya Bey ' i gene görmememiz bizi biraz şaşırttı. :D... Ama ardından Hirolarla ilk buluşma vakti geldi çattı.
Karşılaşmanın ardından herkeste "Hani nerde kalmıştık" havası seziliyordu ki bu benim orda geçirdiğim zamandan aldığım keyfi kat be kat arttırıyordu.
Ardından turnuvalar başladı. Kıran kırana geçen masa tenisi maçları, tavla oyunları ve en çok gürültünün çıktığı langırt kapışmaları. Muazzam bir geceden sonra artık eğitim için herşey ve herkes hazırdı.
Cumartesi eğitim başladı ve bu eğitimin yararlı bir eğitim olacağı ilk saniyesinden belli olmuştu.
Sunumların başlaması herkesin suratında anlamsız ifadeler uyandırdı. (Ben dahil) . Fakat birbirimizi rahatlattığımız her hareketimizden anlaşılıyordu.
Akşam sinema keyfi bizi bekliyordu. Bu yetmezmiş gibi meşrubat ve patlamış mısır ziyafeti inanılmazdı.
Son gün eğitimden sonra artık kimse ayrılmak istemiyordu.
Fakat vakit gelip çatmıştı.
Bir sonraki buluşma hayalleri ile herkes evlerine dağıldı.
Bir sonraki buluşmada kısa filmi çekiceğimi hatırlatarak yazımı sonlandırıyorum.
Daha sonra ki yazılarda görüşebilmek dileğiyle.
İyi geceler (Okuduğunuz zaman gece değilse, siz hangi vakitteyseniz iyi o olsun :D )
Teşekkürler.
Orkun TEKE

12 Nisan 2012 Perşembe

Kişisel Farkındalık


Bugün sizlere blog için ayrı birşey yazmayacağım aşağıda okuyacağınız hikaye herşeyi özetleyecektir. 
Okuduğunuz için teşekkürlerimi sunarım.
Hepimize kişisel farkındalığımızı arttırabileceğimiz günler diliyorum.
Sevgiler !
Orkun TEKE
Bir gün okulda otururken elime bir kağıt geçti. Bu kağıda baktığımda Lütfi Kırdar Kongre Salonu' nda yapılacak bir zirveden bahsediliyordu. Orda olmam gerekli diye düşündüm. Çünkü o kağıdın üzerinde bir yazı vardı. " Kendisine yardım etmenin başkalarına yardım etmek olduğunu bilen bir bencilseniz sizide bekliyoruz" . Başvurdum, fakat ilk başvurumda seçilemedim. Ardından Mayıs ayında ikinci bir başvuru açılığını internet sayesinde öğrendim. Başvurdum, yüz yüze mülakat aşaması falan derken bir de baktım ki kendimi YGA Ailesi' nin içerisinde buluverdim.
Ardından "Oku- Düşün- Paylaş" Seanslarına başladık. Bu seansların benim hayatımı bu kadar değiştireceğini, kişisel farkındalığımı yaratmam da bana bu kadar katkısı bulunacağını inanın tahmin bile edemezdim. YGA' nın mülakatları sonucu seçilen her bir gönüllü, seçilen okullarda haftanın bir günü, okulda gönüllülerin seçtiği çocuklara kişisel gelişimleri ve kendi farkındalıklarını keşfetmeleri konusunda seanslar düzenlemekteydi. Bu fırsatı sonunda bende yakalamıştım. Seanslar başladığında çocukların gözlerinde ki meraklı ve parlak bakışlar insanın içini ısıtıyor ve şevk veriyordu.
Ben moderatör olarak görev yaptığım seanslarda çocuklara ODP (Oku-Düşün Paylaş) kitabından sözleri okutarak yorumlamalarını istiyordum. Ayrıca sözlerin düşündürmesi gereken kavramları da tartışma amaçlı sorular ortaya atarak daha iyi kavramalarını sağlamaya çalışıyordum. bu yöntemin çocukların kendilerini ifade edebilmeleri yönünde sağladığı katkıyı gözlerimle gördükçe inancım artıyor ve daha fazla istekle seanslara katılıyordum. Çocuklara uyguladığım bu yöntemin benim kendi kişisel gelişimime olan katkısı ise daha fazla konuşkan, daha girişken bir birey olmam yolunda beni kuvvetlendiriyordu. Bunların hepsi tabi ki tek başıma olmuyordu. Moderatör olmadığım ve seansı yan moderatör veya gözlemci olarak takip ettiğim seanslarda diğer moderatör arkadaşlarımın bilgi birikimlerinden bende çocuklar kadar payıma düşeni alıyor ve kendime katma değer sağlıyordum.
Bu proje bana şu ilhamı vermişti. Bu projeyi neden yenilenebilir enerji kaynaklarının daha fazla tanıtılması ve bilinç oluşturulması için kullanmayalım ? Burdan yola çıkarak kendi "Çevre Okulu" projemi yazdım. Bu, projenin bana sağladığı en büyük katkılardan biri olup, projenin çeşitli alanlarda da bazı uygulamalar farklılaştırılarak uygulanabileceğinin göstergesiydi. Kişilik olarak yeni tecrübeler yaşamayı seven, kendini sürekli geliştirme isteğine sahip ve süreçlere kolay uyum sağlayabilen bir kişiyimdir. Bu proje sayesinde kendi kişisel farkındalığımı arttırmakla kalmadım, kişilere karşı olan sosyal davranışlarım bile olumlu yönde farklılaştı. Bu proje sayesinde işlenen konular bana oluşturduğum ve ileride oluşturmayı hedeflediğm projeler konusunda ilham kaynağı oldu. Problemlere ve olaylara farklı bakış açıları getirebilmemi sağladı. Proje sayesinde öğrendiğim en büyük gerçek ise başta yazdığım yazı oldu. Kendimize yapabileceğimiz en büyük iyiliğin başkalarına yardım etmek olduğunu öğrendim.
Fotoğraflar buzdağının sadece görünen kısmıdır.



4 Nisan 2012 Çarşamba

Küçümsemek

Merhaba sevgili okurlar. Sayfama bir kez daha hoşgeldiniz.
Bugün size öyle içimden geçeni yazmayacağım.
Direk başımdan geçenleri anlatacağım.
Yenilenebilir enerji ile ilgili olan projelerimi son birkaç gündür büyük firmalara sunabilmek ve profesyonel bakış açısı kazanabilmek için girişimler içerisindeyim.
Ancak bu girişimlerim facebook ta yaptıklarımı takip edenler görmüştür. saçma sapan boyutlara gitmeye başladı. Bir firma gönderdiğim maile geri dönüş attı.
Bu firma 25-26-27 Nisan da yenilenebilir enerji fuarı olduğunu söyleyerek, orada daha fazla profesyonel ile görüşebileceğimi söyledi. Çok sağolsunlar geri dönüş atmışlar diye düşünürken, fuarın katılım ücretinin 490 Euro olduğunu gördüm. Sinirlerim bozulmadı değil. Dalga geçer gibi beni o fuara çağırıyorlar.
Öğrenci bütçesinin ne olduğunu bilmez gibi.
Resmen küçümsendiğimi hissettim.
Bu olay çoğu kişiyi belki hayallerinden vazgeçirebilir. AMA BENİ ASLA !!!!!
Benim üzüldüğüm nokta artık bu kadar tahammülsüz olmaları şirketlerin.

Ben inanıyorum. Birgün yaptıklarımın fark edileceğine olan inancım sonsuz.
O kadar gözü körelmişlerin içinde hala görmeyi becerebilen yöneticilerin olduğuna inancım sonsuz.
Bunun en büyük kanıtı da Yapı Kredi' dir. Genç yetenekleri fark eden ve programına kabul eden Yapı Kredi' ye de tekrar şükranlarımı sunuyorum.


Bu arada şunu da belirtmek isterim, yenilenebilir enerji ile ilgili projelerimi şirketlere açma hedefimde yardımcı olabilecek arkadaşlar var ise ve bu yazıyı okuyorlar ise irtibata geçmek isterim.


Farklılığı gören gözlerden olabilmemiz dileğiyle !!!
İyi akşamlar !
Sevgiler 
Orkun TEKE

31 Mart 2012 Cumartesi

Dikkatsizlik

Merhaba sevgili dostlar !
Gerçekten, burada başımdan geçenleri ve aklımda olan bazı şeyleri yazmak benim için muazzam bir tecrübe olmakta.
Umuyorum ki sizde yazdıklarımı okurken sıkılmadan bir solukta okuyorsunuzdur. :D
Bugün bahsetmek konu başlıktan da anlaşılabileceği gibi
 "DİKKATSİZLİK"

Başıma geldiği için bu yazıyı yazmak istedim.
Olayı ayrıntıları ile anlatarak canınızı sıkmayacağım.
Fakat şunu iyi bilin ki, bu kavram insana gerçekten olumsuz sonuçlar yaratmayı çok seven bir kavram.
Ben yaşadığım ve bir daha asla tekrarlamayacağım bir tecrübeyi paylaştım.
Umuyorum böyle şeyler sizin başınıza hiç gelmez.
Hepimizin dikkatsizliği minimum seviyede olan insanlardan olmamız dileğiyle :D
Sevgiler!
Orkun TEKE

27 Mart 2012 Salı

Sürekli Değişim ve Gelişim

Yazı başlığını oluşturan kavramlar önceden duymayan okurlarım için anlatmak isterim.
Japonca kaynaklı Kai- Zen kelimelerinden meydana gelmektedir.
Yani gene karşımıza Japonlar çıkmaktadır. :D
İnsanlar dinamik süreçler yaşamaktadırlar ve bu süreçler içerisinde değişime ayak uydurmak ve değişimin içerisinde kendilerini kabul ettirebilmek için gelişim göstermek durumundadır.
Değişime ayak uydurmak istemeyen veya gelişime kapalı olan kişiler dezavantajlı duruma geçmekte ve süreç içinde gel- gitler yaşamaya başlamaktadırlar.
Değişim ve Gelişim Dünya var olduğundan beri ortada olan iki kavramdır.
Herkesin bildiği bir ünlü söz gibi " Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir."
Dünya günümüzde bile her gün değişmekte ve değişime ayak uyduramayanların konumları açıkça ortadadır.

Gelişmeye kapalı olduğunuz takdirde de büyük zorluklarla karşılaşıldığını büyük ölçeklerde somut olarak görmekteyiz.
Öğrenmeye ve kendini geliştirmeye yatkın kişilerin ileride bunun sonuçlarını çok olumlu bir şekilde gördükleri günümüzde karşımıza çıkan somut örneklerdendir.
Özellikle şu örnek benim çok hoşuma gitmektedir.
İş dünyasının ünlü isimlerinden Baybars Altuntaş kendisiyle ilgili olarak şu hikayeyi paylaşmaktadır.
"Ben İngiliz dili mezunuyum fakat kendimi geliştirmeye verdiğim önem ve girişimci ruhum sayesinde bugün buralara gelmiş bulunuyorum. Ben üniversite öğrencisi iken eğitimlere katılmaktan ve organizasyonlar düzenlemekten keyif alırdım. İlk düzenlediğim organizasyonda cebimde beş kuruş para olmamasına rağmen kampanyalı, yeni kurulan bir otelle anlaşarak reklam karşılığında organizasyonu bedavaya getirmiştim."
Burada yazdıklarım anlattıklarından sadece birkaç anektot.
Herkesin, değişime  olumlu anlamada ayak uydurmayı bilen ve kendini geliştirmekten zevk alan insanlar olması dileğiyle !
Sevgiler !
.................Orkun TEKE ..............



16 Mart 2012 Cuma

!!! BAŞARI !!!

Bugün karşınıza sonunda bahsetmekten gerçekten hoşlandığım bir konu ile çıkıyorum. Diğerlerinden hoşlanmıyorum zannetmeyin.Boyunları bükülür :D...
Bu konudan bahsetmek istememin sebebi, insanların başarıyı sadece soyut bir kavram olarak görmeleri ve yanlış anlamalarıdır.
Bu yazıya başlarken beni ilhamlandıran şey sevdiğim bir arkadaşımın yazdığı blog yazısı oldu.
Bu blog yazısının başlığı "Oku" idi.
Başarı ile ilgili yazı yazmak ne zamandan beri kafamda vardı bilmiyorum fakat uzun bir süre olmuştur. 
Bu yazıyı okuduktan sonra artık başarı kavramını kendime göre açıklayabileceğim günün geldiğini düşündüm. 
Sizlerin nezlinde beni ilhamlandıran yazısından dolayı Hasan Yavuz' a çok teşekkür ederim.

Ne kadar güzel bir kelime. "Oku" 
İşte başarı okumaktır.
Bununda ötesinde başarı insandır.
Başarı aşktır.
Başarı insanın kendi kendine yetebilmesidir.
Başarı kıskançlığa düşmemektir.
Başarı elinden geleni yapmaktır.
Başarı bir işi yapıyorsan tam yapmaktır.
Başarı huzurdur.
Başarı bir insanı güldürebilmektir.
Başarı karşındaki insanın gülümseme sebebi olabilmektir.
Başarı emektir.
Başarı fedakarlıktır.
Başarı insiyatif kullanmadır.
Başarı sorumluluk alabilmektir.
Başarı sevmektir.
Başarı zorluklara karşı direnmektir.
Başarı sabırdır.
Başarı arkadaşlıktır.
Başarı güvendir.
Başarı saygı duymaktır.
Başarı moralini bozmadan yılmadan mücadele edebilmektir.
Başarı sadakattir.
Başarı hayal katili olmamaktır.
Başarı düşünmektir.
Başarı paylaşmaktır.
ve son olarak ;
Başarı insanı insan olarak sevebilmektir.
Bugünkü yazım kısa gibi görünen ama içinde bana göre bir çok şey barındıran bir yazı oldu.
Takip edenler umuyorum ki geri dönüşlerini olumlu veya olumsuz bildirmeye devam edeceklerdir.
Sizin geri dönüşleriniz benim için gerçekten önemli ve değerli.
Bugünlük yazımı sonlandırıyorum. 
Başarılı insanlardan olabilmek dileğiyle! 
Takipte kalmanızı öneriyorum :D
Sevgiler! 
Orkun TEKE 

11 Mart 2012 Pazar

! Yetenek Sizsiniz !

İnsanlar hayatlarında hergün birşeyler görüyor ve bunu değişik bir tecrübe olarak bir kenara kaydedebilenler diğer insanlardan farklı ve bir adım önde oluyorlar.
İşte burada insanın olaylara bakış açısı ve olayları kendi lehine ne derece çevirebildiği çok önemli bir rol oynuyor.
Bugün bu dakikada bu yazıyı yazarken başlığından dolayı ilgi çekebileceği ve okunabileceğini tahmin ettiğimden,
yazımı mümkün olduğunca güzel yazmaya çalışıyorum.
Başlık neden böyle diye sorar iseniz?
Bu yazıyı yazmaya yetenek sizsiniz programında bir köpeğin şovunu izledikten sonra karar verdim.
Bir yerde okumuştum. Köpekler öğrendikleri her hareketi ayrı bir deneyim olarak beyinlerinde bir kenara itiyorlar ve yaptıklarının sonuna kadar bilincinde oluyorlar.
Programı izlerken kendime şu soruyu sordum.
Acaba düşünme ve iradeyle hareket edebilme yeteneği insanda mı var yoksa köpekte mi?
Tabi ki yazımın başında yazdığım gibi bu soruyu sorarken bir adım önde diye bahsettiğim insanlardan bahsetmediğimi anlamışsınızdır.
Yazımı bugün bir solukta yazıyorum ve beğeneceğinizi umuyorum.
İnsan düşündükçe insandır.
Geçen gün kardeşim facebbok profil sayfasında  beyin şeklinin yanında "use it" yazan bir resim gördüm
İşte bu resim aslında herşeyin bir özeti.
Bundan başka söyleyecek birşey daha bulamıyorum. 
Blog sayfamı hergüçün daha fazla insanın ziyaret ettiğini görüyorum. 
Okuyan arkadaşlarım çin bana olumlu veya olumsuz geri bildirimlerini aarlarsa çok sevinirim.
Beynini kullananlardan olmak dileğiyle :D
Sevgiler!!! 
 Orkun TEKE

10 Mart 2012 Cumartesi

SABIR

Başlığı okuyan herkes aslında bu kelimenin ne kadar ağır bir anlamı olduğunu
Bu kelimenin karşılığının ne kadar zor bir davranış olduğunu düşünüyordur muhtemelen. :D
Tıpkı benim gibi :D
Sabırlı olmak zor dedim. Hatta bunun içine sizi de çektim. Sabırlı olmak neden zor acaba ?
Benim açıklayacağım tezden daha farklı tezleri olanlar lütfen bana bildirsinler ki birbirimizi tamamlayıp VOLTRAN oluşturma yolunda ilerleyelim
Ciddi olarak söylüyorum farklı tezi olanlar lütfen benimle paylaşsınlar .
Benim tezim şu;
İnsanlar hayat koşuşturması içerisinde yani dinamik bir süreçte yaşıyorlar.Bu dinamik süreç içerisinde her şey o kadar hızlı gelişiyor ki insanlar sabırlı olmaya vakit bulamıyorlar.
Aslında sabır konusu şarkılara bile konu olmuştur. Ne güzel söyler Muazzez Ersoy " Sabrın sonu selamettir.Başa gelen çekilir"
Sabır konusu çok geniş bir konu fakat ben burda dilim döndüğünce sizlere aklımdan geçenleri naçizane yazmaya çalışıyorum.
Kişisel olarak sabırlı bir insanımdır. Sabırlı olmamın başlıca nedeni ise sabır ile beklediğim şey daha değerli olmakta. Daha büyük kıymet taşımakta.
Bugünlük başınızı ve gözlerinizi daha fazla yormak istemiyorum.
Umuyorum ki hayatınız da her zaman sizin için değerli ve kıymetli şeylere ulaşırsınız. (Tabi bende :D)
Sevgiyle kalın !

TEKE O.


8 Mart 2012 Perşembe

At Gözlükleri

Dünya üzerinde pek az insan vardır ki çevrelerinde ki olaylara farklı bakış açıları getirebilsin ve olayları farklı yorumlayabilsin.
İnsanlarda belki de gözlenen en sık durum birşeye karşı önyargılı yaklaşma ve olaylara at gözlüğü ile bakma.
Bu tür insanlarla konuşmak gerçekten sinirinizin bozulmasından başka hiçbir işe yaramıyor olup.
Karşınızdakinin kendini müthiş bir savunmacı zannetmesini ve doğru bildiği yanlışlara daha da bağlanmasını sağlamaktasınız. 
Yavuz Turgul filmlerini hep çok sevmişimdir. Yavuz Turgul her filminde farklı konuları müthiş bir incelikle anlatır ve mesajı açıkça karşıdaki izleyiciye verir. 
Yavuz Turgul son filmi olan "Av Mevsimi" nde anlamak isteyene mesajı açıkça vermişti. 
Farklı bakış açıları getirin. Farklı düşünmekten korkmayın. 
Farklı düşünmek sizi sıradan olmaktan kurtarır.
Bazılarının bunu bilerek insanların moralini bozmak için yaptıklarını düşünüyorum. 
Ama bu kendini zeki zanneden ve karşıdan zavallı gibi görünen kişiler kendi kendilerine zarar verdiklerinin ne yazık ki farkında olamıyorlar.
Aslında yazılacak çok şey var.
 Gece gece bu blogu yazarken az sayıda ama yazdıklarımdan kendilerine pay çıkarmayı çok iyi bilen  okuyucularıma şunu söylemek isterim. 
Bu blog yazısını okuduğunuza göre ufkunuzu biraz daha genişletmenin ve farklı şeyler düşünebilmenin sizleri nasıl geliştirebileceği hakkında az çok bilgi sahibi olmanın ayrıcalığını benimle birlikte yaşıyor olacaksınız.
İleride bizler olaylara değişik çözüm önerileri getirebilirken yukarda yazdığım özellikte ki insanlar şaşkınlıktan tabiri caiz ise küçük dillerini yutacaklar.
Yazıma son verirken sizlerle bir mülakat örneği paylaşmak isterim. 
Schlumberger CO. Dünyaca ünlü bir petrol firması ve benimde stajımı yapmayı ve ileride çalışmayı hayal ettiğim bir firma.
Bu şirket bir mülakatında öncelikle münferit olarak kişilere ardından grup mülakatında grup oluşturan kişilere çözüm bulmaları için bir soru soruyor.
"Pasifik okyanusunun ortasındasınız. Geminiz aniden batmaya başlıyor. Kurtarma botuna  ekip ve 15 tane eşya sığabiliyor. karaya da 1000 km olduğunu biliyorsunuz Önem sırasına göre hangi eşyaları alırsınız."
Listede olan eşyalardan bazıları;
5 galon içme suyu
 balık tutma seti, 
viski, 
çikolata, 
tıraş aynası, 
bi şişe petrol,
pasifik haritası, 
pusula,
 köpekbalığı kovucu kimyasal,
 kalın bir ip, 
transistörlü radyo gibi şeyler var.
Kişlere sorulan soruda herkes  suyu önem sırasında 1. sıraya koyuyor. Ardından da balık tutma araçları ve köpekbalığı kovucu geliyor.
Grup mülakatlarında da herkes aynı şeyi söylüyor.
Fakat başka bir kişi şu cevabı veriyor.;
En az 1000 km uzakta olduğum için kürek çekmemiz imkansız ve yiyecek su da ilerleyemediğimiz için mutlaka tükenecektir.
İlk olarak almam gereken eşya traş aynasıdır. böylece güneş ışınları kmlerce mesafede yansıtabilirim ve teknelerin bizi fark etmesini sağlayabilirim.
İkinci olarak petrol alırım. Petrolü suyun üzerine döküp yaktığımda çıkardığı yoğun duman farkedilmemi kolaylaştıracaktır.
Yani herkesin en sona koyduğu şeyleri bu kişi en başa alıyor ve gayet mantıklı bir şekilde açıklıyor.
Blog yazımı bugünlük kıssadan hisse diyerek bitirmek istiyorum.
Umarım hayatta her zaman suyla yemekten önce, traş aynası ile petrolü yanına alan insanlardan oluruz. 
Kalbinizden sevgiyi ve saygıyı hiçbir zaman eksik etmeyin.
Sevgiyle kalın!!!
ORKUN TEKE







6 Mart 2012 Salı

Kendi Kıskançlıklarını Başkalarının Hayatlarına Burnunu Sokarak Gizlemeye Çalışan Zavallılar!!!

Günümüzde bazı insanlar artık görüyoruz ki  Ciğerci etrafında dolaşan kedilere dönmüşler ve uzanamadıkları etlere mundar diyerek geçmektedirler.
İnsan bu hale gelmesi zaten korkutucu birşey fakat bunun farkında olmaması veya karşısındakinin bunu anlamadığını sanması işi ürkütücü boyutlara taşımaktadır. 
İnsanlar kusurlu benliklerini başkalarınında kendini kusurlu hissetmesini sağlayarak gizlemeye ve ört bas etmeye çalışmaktadırlar. 
Bu yazıyı yazarken aslında çok düşündüm ve bugüne kadar biriktirdiğim bazı şeyleri artık burada yazmam gerektiğini anladım.
Bu yazıyı belki hiçkimse okumayacak, belki de çok az bir kişi sayısında kalacak.
Benim için bu yazıyı kimin okuduğu önemli değil. 
Önemli olan okuyan birisinin içinde yaşayacağı bana hak verme duygusudur. 
Size benim her zaman yakın çevremdeki insanlara anlattığım bir şeyi anlatmak isterim.
Bana bir gün yakın bir arkadaşım şu soruyu sordu.
"2 kişi aynı pozisyon için adaysınız. Sen seçilemedin, bu adamı kıskanmazmısın?"
Direk ve net olarak cevabım "Hayır" oldu. Süreci geçmişe dönerek bir daha incelerim. Onun yaptıkları ile benim yaptıklarımı mukayese ederim. 
Nerede hata yaptığımı anlamaya çalışırım ki bir daha aynı şey başıma gelmesin. 
Cevabını verdim. En son söylediğim söz ise " Kendi adıma üzülürüm. Ama karşımdakine de hiçbir zaman kıskançlık ile bakmam " 
Ki bu anlattığım şeyleri, eğer okurlarsa beni yakından tanıyan arkadaşlarım, hatta beni biraz tanıyan birileri bile yapacağımı bilirler. 
Bugüne kadar insanlara karşı kıskançlıkla hiç bakmadım.
Karşımdakilerin bana veya başkasına karşı bu tür tavırlarını gördükçe de gerçekten kendimi çok kötü hissediyorum ve dışarıdan zavallı gibi göründüklerini söylememek için kendimi zor tutuyorum. 
Yazımın son satırlarında bu yazıyı hafif kızgınlıkla yazdığımın anlaşıldığını bildiğimi. 
Ama bu yazı ile gerçekten bir şeylerin farkında olduğumu belirtmek istedim.
Yazılarıma olumlu veya olumsuz hertürlü eleştiriyi getirebilirsiniz.
Sizin eleştirileriniz ile blogda yazılanlar birçok kişinin ortak düşüncesi ve paydaşı olacaktır.
Hepinize mutlu ve huzurlu günler dilerim.!!!!!!

4 Mart 2012 Pazar

!!! Hayal Kurmak ve İnanmak !!!

Herşey aslında internette üniaktivite sitesinde gördüğüm bir ilan ile başladı. Yapı Kredi Bankası' nın     "HEROES CLUB" adı altında bir eğitim programı açtığını ve üniversitelerin çeşitli fakültelerinde okuyan öğrenci arkadaşların seçileceği bilgisi yer alıyordu.
İlanı gördüğüm an hayal etmeye başladım. 
Bu programın içerisinde olabilirsem neler yaşayabilirim? Nasıl bir çevre içerisinde bulunabilirim? ve tabi ki en başta sorduğum soru
"BEN BU PROGRAMA GİREBİLİR MİYİM? " :D.....

Program başvurumu tamamladım. Sorulan 3 soruda kendimi ve yaptığım çalışmaları bütün detayları ile yazmaya çalıştım.
 Her zaman hayal kurmaya devam ettim. Her zaman yukarıda ki sorular benimle birlikte yol aldı. 
Program başvuruları kapandığında heyecanlı bekleyiş başladı.
Sonuçlar açıklandığında "Vaka Çalışması" için  Kocaeli- Çayırova Yapı Kredi Bankacılık Üssü' ne davet edildiğim yazıyordu. İlk aşama tamamlanmıştı. 
Hayallerim artık bir boyut daha yükselmeyi hak etmişti. Artık olumlu sonuç için bir engel geçilmişti. Vaka çalışmasında Türkiyem' in dört bir yanından gelen sizinle aynı heyecanı paylaşan ve ben dahil gerginlikleri suratlarından belli olan :D... arkadaşlarımı gördüm. 
Aynı vaka çalışmasında yer alıcağım grup ile vaka çalışmamız son bulduğunda servis beklerken gerçekten tuhaf bir şekilde muhteşem bir muhabbete başladık. Herkes " Hani nerde kalmıştık?" der gibiydi. 
Ordan ayrıldıktan sonra herkes birbirine şans diliyordu. Tabi herkes en çok kendisi için şans diliyordu. :D
Kısa bir zaman içerisinde vaka sonuçları açıklandığında gerçekten gene bir bayram havası eserek kabul edildiğim bildirildi. 
Bundan sonraki aşama yüzyüze görüşme idi. Kendini ifade ettikten sonra elenmek gerçekten kişiye elensede çok (argo tabir ile) koymaz. Çünkü hatayı nerede arayacağınızı iyi bilirsiniz. 
Bundan sonrası için kendinizi daha da geliştirmeye çalışırsınız.
Yüzyüze görüşmelerin ardından tekrar heyecanlı bekleyiş başladı. Artık bu son adımdı. Kendimi bu program içerisinde hayal etmeye başlamıştım. 
Hayaller seviye atlamaya devam ediyordu. 
Sonuç açıklanma vakti gelmişti. Oldu mu? olmadı mı ? 
Evet sonuç olumlu olmuştu. Hayallerim artık bir seviye daha atlamıştı.
Artık tanışma ve katılımı kutlama vakti gelmişti. Kocaeli Bayramoğlu tesislerindeki tanışma partisi için Kocaeli yolları gözükmüştü.
Muazzam bir ortamda, Muazzam bir tesis ile karşılaştık. Ve tabi ki Türkiyem' in dört bir yanından gelen arkadaşlarım ile birlikte:D....
Gerçekten orda da herkes sanki " Nerde kalmıştık? " havasındaydı.
Geçirdiğimiz iki güne yakın zaman gerçekten beni çok mutlu etti. 
Seviye atlayan hayallerim artık benim bile sınırlarını bilemediğim boyutlara ulaşmış durumda :D
Bu yazıyı yazmamda ki amaç hayal kurmaktan vazgeçmemenizdir. 
Hayal kurmak insanları motive eder. Motivasyonunuzu yüksek tutar. Ben burda Pollyanna' cılık ta yapmıyorum. Tabi ki her hayal gerçekleşecek diye birşey yok. Zaten benim anlatmak istediğimde bu değil.
Ben sadece vazgeçmeyin diyorum. 
Bu yazdıklarım benim naçizane düşüncelerim. Bu yazıyı bitirirken size Walt Disney' in bir sözü ile seslenmek isterim. 
" HAYAL KURMAKTAN ASLA VAZGEÇMEYİN. UNUTMAYIN! HERŞEY BİR FARE İLE BAŞLADI" 
Gelecek yazılarımda tekrar buluşmak üzere !!!!!
Sevgiyle kalın. Hayalleriniz umarın her zaman gerçeğe ulaşır........!!!!!!!







26 Şubat 2012 Pazar

Hayat ve Biz

bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,
yüregin susup,mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını;
dağlara dönmeli yüzünü insan..

yeni patikalar yeni yollar seçmeli yüreğini ferahlatacak..
yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak..

hep isteyipte bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa gerçekleştirmeyi denemeli..
her geçen gece ölüme bir gün daha yaklaştığını ve zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olupta, o dursada yolculugun devam ettiğini anlamalı..

baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, değiştirmeye çalışmalı bir seyleri..

küçücük şeylerle başlamalı belki, örneğin bir kaç durak önce inip servisten otobüsten, yürümeli eve kadar, yüregine takmalı güneş gözlüklerini gördüğünü hissedebilmeli..

sağlıgını kaybedip ölümle yüzyüze gelmeden önce değerli olmalı hayat..!
illa büyük acılar çekmemeli küçük mutlulukları farketmek için..
başkasının yerine koyabilmeli kendini..
ağlayan birine
"gül"
inleyen birine
"sus"
dememeli...
ağlayana omuz inleyene çağre olabilmeli..
şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı;
sevgiisiz soysuz kalarak..

dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
derin bir soluk alıp hapsetmeli kokusunu içine..

güneşin doğuşunu sevmeli..
arada bir seher yeli okşamalı saçlarını..

karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna
fırtınada boranda; öfkesine isyanına ortak olabilmeli doğanın..

bir çocuğun ilk adımlarıyla umudu;
bir gencin düşüncelerinde geleceği,
bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli..

çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,
mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli..

ama küçük ama büyük her hayal kırıklığı, her acı;
bir fırsat yaşamdan yeni birseyler öğrenebilmek için..

çünkü hiç düşünmemişsen;
el vermezsin kimseye kalkması için..!

hiç çaresiz kalmamışsan
dermanı olamazsın dertlerin..!

ağlamayı bilmiyorsan;
neşesizdir kahkahaların..!

merhaba dememişsen
anlamsızdır elvedaların..!

ne herkesi düşünmekten kendini,
ne kendini düşünmekten herkesi unutmamalı..!

bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın;
hep vermek yada hep almak için..!

sağdece anlatacak bir şeyleri olduğunda değil;
söyleyecek birsey bulamadığındada dinleyebilmeli..!

aklı ve kalbi ile katılabilmeli sohbetlere..

hafızası olmalı insanın;
hiç degilse aynı hataları aynı bahanelerle tekrarlamaması için..!

soruları olmalı, yanıtlarını bulmak için bir ömür harcayacak..!
dostları olmalı ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak..!

herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki;
hakkını verebilsin sevdiklerinin,
zaman bulabilsin bir teşekkür ve bir elveda için..!!

yaşam dedikleri bir sınavsa eger,
asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten..

ama
herkesi sevemeyeceğinide herşeyi bilemeyeceğinide farketmeli insan..!
tıpkı herşeye sahip olamıyacağı gibi..
zamanın ninnisinde uykuya geçirmemeli hayatı...